KUZEY EGE

CUNDA ADASI (AYVALIK)

Cunda , görünmesi gereken bir yer değil, yaşanması gereken bir yerdir. Zengin balık çeşitleri, kiliseleri,manastırları ve hepsinden ötesi kültürleriyle eski Giritlileri görmeden , tanımadan, herkesle dost olmayı seven bu insanlararamızdan ayrılmadan onlarla tarih ve geçmişleri hakkında sohbet etmeden sakın dönmeyin, her mekana mahsus hikayeleri ile Cunda'nın ruhuyla mutlaka tanışın.

 

 

 

 

 

 

 

 

ALTINOLUK

Altinoluk, mitolojide (IDA) diye geçen, bugünkü adi ile Kazdagi'nin güney yamaçlari ve Edremit Körfezi'nin kuzeyinde kurulmus mavi ile yesilin birbirine karistigi ender güzellikleri sinesinde toplamis sirin bir belde merkezidir. E-24 karayolu üzerinde bulunan Altinoluk, Çanakkale'ye 110, Izmir'e 225, bagli bulundugu il olan Balikesir'e 115, ilçe merkezi Edremit'e 25 km. uzakliktadir.  22.000 hektar alani kaplayan yüzölçümünün 15.000 hektari ormanlik alan, 2.000 hektari planlanmis alan olup geriye kalan bölümü de zeytinliklerle kaplidir.

 

 

ERDEK

İstanbul - Bandırma arası feribotlarla artık İstanbul'a daha da yakınlaşan Erdek sessiz koylarıyla özellikle sakin bir tatil geçirmek isteyenlerin rağbet ettiği bir merkez... Marmara Denizi’ne doğru uzanan Kapıdağ Yarımadası’nda Erdek Körfezi’nde yeralır. Eski adı Arktonnesos ‘un civar köylerde geçireceğiniz günlerde, meydan kahvelerini ve ağaçların gölgesinde yapılan kahvaltıları unutamayacaksınız !

 

 

 

 

 

 

 

ASSOS

Geçmişteki önemli filozoflardan Aristo,bu bölgede yaşamış ve M.Ö 347-344 yılları arasında bir felsefe okulu kurmuştur. Önce Midilliler daha sonrada Persler olmak üzere Romalılar, Bizanslılar ve son olarak da Osmanlıların egemenliğine giren Assos bölgesi,tüm bu devletlerin mimari, kültürel ve yapısal özelliklerini taşıyan zengin bir tarihe sahiptir.

Athena Tapınağı; İsa'dan önce 530'da Akrapol'un en yüksek tepesine kurulmuştur. Assos kalıntılarının en önemli yapılarından olan bu tapınağın tepesinden denize doğru bakıldığında Agoralar,Agora'nın batı yanında küçük bir Tapınak,doğu yanında Bouleuterion ,güneyinde de Hamam,Antik Anfi Tiyatro ve Gymnasium'u görmek mümkündür. Bu tapınağın eteklerinde kurulmuş olan Berkamkale Köyü orta çağ mimarisine sahip insanı büyüleyen bir doğa harikasıdır. Hüdavendigar Camii 14. Yüzyılda I.Murat döneminde Assos yıkıntıları arasında yüksek bir tepeye kurulmuş görkemli bir yapıya sahip olan ,saymakla bitmeyen tarihi güzelliklerimizdendir. Yine 14.Yüzyılda yapılmış olan Berhamkale Köyü Köprüsü Tuzla Çayı üstünde yerel taşlardan yapılmış eşsiz mimarisi ile bölgeye ayrı bir hava katmaktadır. Bu bölgenin tarihi yerlerini ve özelliklerini saymakla bitiremeyeceğimizden sizi buraya davet ediyoruz…                                                                       

 

 

 

KAZDAĞI     

 

Türkiye’nin akciğerleri deniyor buraya...Kazdağı’nda tarihle ve doğayla kucaklaşmak, temiz havasından soluyarak doğa yürüyüşleri yapmak, bölgenin müdavimleri için vazgeçilmez bir tutku. Eğer Kazdağı’na bu ilk gidişiniz olacaksa merak etmeyin, burada herşey mükemmel !

 

Kazdağı ile ilgili birçok efsane dilden dile dolaşmakta... Bu efsanalerden biri de çok farklı şekillerde anlatılan “Sarıkız Efsanesi”. Bir baba ile kızın hikayesini anlatan bu efsane Güre köyünde geçiyor. Bu köyde ailesi ile yaşayan güzel bir kız vardır. Köydeki gençler bu kızla evlenebilmek için birbirleriyle yarışırlar, fakat kız hiçbirine yüz vermez.. Kızın bu tavrı karşısında hırslanan gençler kıza akılalmaz iftiralar atarlar. Tüm köye yayılan bu dedikodulara inanan baba kızını cezalandırmak için odun kesme bahanesiyle kızını Kazdağı’nın zirvesine çıkarır ve onu orada bırakır. Aradan geçen zaman içinde baba yaptığının doğru birşey olmadığını anlar ve tekrar kızını bulmak amacıyla dağa çıkar. Kızını dağda bulur ve kucaklaşırlar. Baba kızını ararken yorulmuş ve susamıştır. Babasının su istediğini anlayan kız dağdan denize doğru uzanır ve babasına suyu uzatır. Suyun tuzlu olduğunu anlayan baba şaşırır ve tuzsuz su ister. Bunu üzerine kız parmağını toprağa batırır. Parmağını çektiğinde delikten soğuk kaynak suyu akmaya başlar. Kızının doğa üstü güçlere sahip olduğunu anlayan baba çok şaşırır ve yaptığı hatadan dolayı kızından özür diler. Fakat kız dağda geçirdiği zor günlerinden dolayı bitkin düşer ve ölür. Evlat acısına ve vicdan azabına daynamayan baba da bir tepede ölü bulunur. O günden sonra Kazdağı’nda kızın öldüğü tepeye Sarıkız, babanın öldüğü tepeye ise Baba Tepe adı verilir.

Kazdağı’nın mitolojideki adı Ida’dır. Birçok mitolojik hikayeye konu olan Ida yani Kazdağı tarihte ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yer olarak bilinir. Efsaneye göre Afrodit, burada düzenlenen yarışmada aşk ve güzellik tanrıçası seçilmiştir. Ayrıca şair Homeros’un Ilyada ve Odysseia adlı eserlerini yazdığı dağ olarak da bilinir.

1071 Malazgirt savaşından sonra Türkler’in Anadolu’ya yerleşmesiyle Kazdağı’nda bulunan hıristiyan keşişlerin yerine yerleşen halk, dağı çoban yaylası olarak kullanmaya başlar. Bu dönemden sonra bölgede yaşanan birçok olay efsaneleşti ve günümüze kadar ulaşan Kazdağı efsaneleri ortaya çıktı.

 

İZMİR

 

 Eski İzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık  üzerinde  kurulmuştu. Son yüzyıllar boyunca Meles Irmağı Sipvlos (Yamanlar) Dağı'ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova  ovası oluştu ve yarım adacık bir tepe haline dönüştü.
Şimdi Tepekule adını taşıyan bu höyüğün üzerinde Tekel Müdürlüğü'nün  İzmir  Şarap  ve Bira Fabrikasına ait numune bağı bulunmaktadır. 1955'ten beri yoğun gecekondu bölgesi olan bu çevrede İzmir'deki ilk yerleşim yeri olarak tespit edilen  İzmir Höyüğü  bulunur. Buradaki ilk kazılarda Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler  ve Müzeler GENEL Müdürlüğü”nün katkıları büyük olmuştur.
Batı Anadolu kıyılarındaki ilk yerleşimler genelde ki bunlar Troya Savaşlarını sonra
kurulan Aiol, Ion ve Dor kökenlidir, küçük yarımadalar üzerinde kurulmuştur. Bunlar, Çandarlı, Foça, İzmir, Klazomenai, Miletos ve İasos gibi yerleşimlerdir. Bunun nedeni yerleşim yerlerini kuran ve oturan insanların daha çok Hellenli ve den olmalarıdır. Böylece yarımada yerleşikleri hem iki limana sahiptiler, hem de kara denizden  gelecek  saldırılara  karşı  güvence  içindeydiler.  Elverişsiz  havalarda limanlardan biri uygun olmadığı taktirde gemiciler diğer limanı  kullanma şansına sahiplerdi. Bayraklı Höyüğü körfezin kuzeydoğu köşesinde, kuzeyine sarp kayalı Yamanlar Dağı'nı da alarak karadan gelecek saldırılara karşı rahat bir konumdaydı. Güneyi imbata açıktı. Eski İzmir yerleşimi yaklaşık 3000 yıl boyunca bu yarımada üzerinde ver aldı. M.Ö. 4. Yüzyılın ikinci yarısında büyük nüfus artışı yüzünden bugünkü Kadifekale eteklerine taşındı.

 

 

 

 

ÇEŞME

İlk çağda CYSSUS adıyla bilinen Çeşme, Anadolu'nun Batı kıyısında MÖ.1000 yıllarında tahmin edilen 12 İyonya kentinden biri olan Erythrai (ERİTRE)'nin Ildırı İskelesiydi.Bu nedenle Çeşme'nin tarihi ile bir arada ele alınması gerekir. Bugün arkeolojik ve turistik yönden büyük önem taşıyan ERİTRE,MÖ.7. ve 8. Yüzyıllarda büyük bir iktisadi güce sahip olmuştur.Bu dönemde kent,Doğu Akdeniz ve özellikle Kıbrıs ile ticari ilişkilerde bulunuyor ve (CHIOS) -SAKIZ adası ile birlikte esir ve şarap ticaretini elinde tutuyordu. ERİTRE, önce LYDIA (LİDYA),sonradan perslerin saldırısına uğrayıp büyük ölçüde zarar görmüş,MÖ.14.yüzyılda ise yeniden zengin bir devlet olmuştur. MÖ.2.yüzyılda kent , Bergama krallığına ,daha sonra da Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır. Romalılar zamanında Çeşme yöresi CYSSUS adını almıştır.Roma imparatorluğu ikiye bölününce Bizans topraklarında kalan ERİTRE,önemini kaybetmiş,özellikle Put'a ve çok Tanrılı dinlere karşı olan inancın güçlendiği dönemde,kentteki antik yapıların çoğu yıkılıp yakılmıştır.

Ortaçağda Bizans İmparatorluğu'na bağlı olan ERİTRE ve Çeşme Yöresi ilk olarak ÇAKA BEY zamanında Türklerin eline geçmiştir.M.S. 1081 de Birinci Kılıçaslanın kayınbabası ÇAKA BEY tarafından Selçuklular devrinde KLOZEMENE yarımadası ele geçirilmiştir. Osmanlılar zamanında Yıldırım Beyazıt tarafından yeniden Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanan kent 1402 Ankara Savaşından sonra Timur tarafından tekrar Aydınoğullarına bağlanmış,1422 yılında yeniden Osmanlılara geçmiştir. Birinci Dünya Savaşından sonra yurdumuzun paylaşılmasıyla Çeşme Yunanlılar tarfından işgal edilmiş,fakat Kurtuluş Savaşı'nda,Fahrettin Altay Paşa birlikleri tarafından,16 Eylül 1922'de düşman işgalinden kurtarılmıştır. İlçenin adından da anlaşılacağı gibi birçok tarihi çeşme'yi bünyesinde barındırmaktadır.